Şimdi ve Buradanın tiranlığına karşı “6 kasım 2016”

Ankara’nın uzun soluklu inisiyatiflerinden Torun, dönüşünü Cemil Batur Gökçeer işbirliği ile gerçekleşen, Seval Şener’in 6 Kasım 2016 sergisi ile bir kez daha ilan ediyor[1].  22 Şubat’ta Torun’un yeni mekanında açılan sergi, bir zaman kaymasıyla anın nabzını tutuyor. 2015’de Torun’un bir önceki mekanındaki Bolero sergisinde ilk kez kendini gösteren Şener’in gazeteleri, sonrasında Ankara’nın bağımsız girişimlerinden Tilki’de, “Rüzgar gibi Geçti” serisinde karşımıza çıkıyordu. Boğucu bir gündemin içinde çarptığımız gazetelerin soğuk yüzeyi, katman katman kabararak keskin bir et kalınlığında gösteriyordu kendini.  Kesilip biçilip yeniden birleştirilen sayfalarının çarpılmış imgelerinde sarsıntılı bir dönemin etkisi gazetelerin yüzeylerini dalgalandırarak bulandırıyordu. Şener’in tanımıyla “bir biçime girmenin çok öncesinde” (Şener, 2016), sular durulmadan, yaşadıklarımız  henüz zaman içinde soğurulmadan, yakın tarihe damga vurmuş olayların medyatik kayıtları bu sayfalarda çarpılıyordu. Bütün trajedileri birbirine eşitleyen medyanın tek düze dilinde etin kalınlığına, insanın varlığına bu kırılan imgelerle yer açıyordu “Rüzgar gibi geçti”.

Şener’in gazetelerindeki perspektif, Herta Müller’in “Tilki daha o zaman Avcıydı” romanında gazetelerin gündemiyle çarpışan karakterinin duruşunu hatırlatır bu anlamda. Çavuşevsku Romanya’sının sıradan bir gününde, gazetede parlayan fotoğrafa, sayfayı kaplayan portreye bakıp, elleriyle ölçüp biçtiği bu fotoğraftaki bakışın sahibini ehlileştirir Müller’in karakteri. “Kakülün altındaki yüz, Adina iki elini, ellerini sırtları aşağı gelecek biçimde yanyana koyduğunda, dümdüz boşluğa baktığında ve kendi soluğunu yeniden yuttuğunda, iki el büyüklüğündedir” (Müller, 2009: 25). Yarım gazete boyu, yarım masa kadar bir portre durur karşısında Adina’nın. Kendi bedeninin ölçülerine indirir, kendi bedenindeki ağırlığını ölçer gazetedeki gündemin. Üzerinde kendi hakikatinin yer bulmadığı sayfaların yüzeyinde hissettiği “pürüz”, bu duyarsızlaştırarak çoğaltan medyatik dil içerisinde kendi eksikliğidir: “Gazete pürüzlüdür” cümlesi, Müller’in gazeteye atfettiği eylemlilik halini betimleyen ifadelerle güçlenir: gazete yutar, kakülün yağını yansıtır ve görür. Romanın karakteri için gazetenin yüzeyi, elleriyle hissettiği, bedeninde muhattap bulduğu, soluğunu tutarak baktığı bir direnç içindedir. “Rüzgar gibi geçti” de gazetelerin kat kat dokusunda bulduğumuz ülkenin toz duman günlerinin bize kalan tortusu benzer bir duyguya işaret eder. Medyatik olanın tekrar ve ısrarla söyleyerek duyarsızlaştıran dilinin karşısına her gün bir başka şeye uyanan bir ülkenin aşındırdığı gündelik hayatı koyar .

“6 Kasım 2016” adlı çalışma  bu kez matbaada gazete formatında basılarak Şener’in emek yoğun biricik üretimlerini günlük gazetelerin pürüzsüz yüzeyine taşıyor. “Rüzgar gibi geçti” serisinin elle üretilen önceki örneklerinde gazete sayfalarının kaydırılıp parçalanan yüzeylerinde okunamaz hale gelen gündem, serinin son çalışması olan “6 Kasım 2016” matbaada 1000 adet basıldığında alışık olduğumuz yüzeylerine geri dönüp dağıtıma çıkıyor. Üst üste bindirilmiş gazetelerin ağırlığı, Torun işbirliğinde[2] gerçekleşen basım sürecinde kaynağını bulduğu gazetelerin düzlüğüne yeniden dönüyor. Ana akım gazetelerin hazırlandığı Demirören matbaasında basılan gazeteler, sesini sahibine iade ediyor, bu sesi tanınmaz, okunmaz kılarak. Bu iç içe geçiş sebebiyle “Rüzgar gibi Geçti”nin serisi ne kadar bilinçli bir yıkımın ve inşaanın ürünüyse, “6 Kasım 2016” gazeteleri  o kadar baskı hatası gibi gözüküyor. Medyanın bize sıcağı sıcağına vereceği bir sonraki trajediye kadar süren belleksiz bakışına, onun diline yerleşerek cevap veriyor.  Bilginin enformasyona dönüşerek yığınlaştığı, yığınlaştıkça anlamsızlaştığı bir dönemde “olay”ın ne olduğunu yeniden düşünmeyi amaçlayan bir yaklaşım olarak  “anti-medyatik” (Baker, 1994) düşünceye yakın bir mesafede bir bakış meselesi, “optik” bir mesele olarak çıkıyor karşımıza. Gördüğümüz gibi görmenin, baktığımız gibi bakmanın imkânsızlığı başka türlü bir duruşu talep eden bir imgeye vücut veriyor. Tablonun dışında bakışı bir kaçış noktasına emniyetle yerleşen bir öznenin değil, gerçeğin travmatik dokunuşundan kaçamayan bir öznenin optik bilgisidir bu.

Bu anlamda biricik üretimden matbaa ürünü bin adet kopyaya, medyatikten anti-medyatiğe kurulan hat, Adina’nın etten kemikten gazetesinden Herta Müller’in başka bir kurgusunda, bir tekstil fabrikasından yurtdışına giden ürünlerin içine gizlenen mesajlara uzanır. “Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım” romanının adsız karakterinin fabrikanın kitlesel üretimi içine iliştirdiği ufak notlar ve “6 Kasım 2016” da matbaadan çıkan yüzlerce gazete, ana akım medyanın haberlerine eklenen bir düzeltme yazısına benzer. Bu medyatik dünyanın tek seslileşerek pürüzsüzleşen dünyasına kendi hikayesini katarak şerh koyar adsız karakter.

Dışarıya içerisinin neye benzediğini kendini koşulsuz şartsız sunarak göstermeye çalışırken, bir dönemin  samizdat (kendin-yayınla)  pratiğini akla getirir bu alternatif haber trafiği. Torun’un yeni dönemde izini sürdüğü sanatçı yayımları da anti-medyatik olanın optiğinden düşünüldüğünde, bu soyağacına dayandığında anlamını kuvvetlendirir. Sırtını “toplumsal ve politik aktivizmin … umut yükünün ve ideallerin kırılgan bir aracı olan” [3] (Lippard, 1985: 45) sanatçı yayınlarına yaslar. Ancak bu kırılganlığın farkında olmak sanatçı yayınlarının demokratik vaatlerine de şüpheyle yaklaşmayı gerektirir. Gene de medyatik olanın hafızasız zamanına, “şimdi ve buradanın tiranlığına[4]” karşı başka bir zamanı çağıran bir eylem biçimidir bu (Duncombe, 1997: 195). 


[1] “6 Kasım 2016” adlı el üretimi çalışmanın matbaada standart gazete formatında basılarak dolaşıma girmesi fikrinin sahibi olan Cemil Batur Gökçeer gazetenin fotoğraflanması, sayfa düzenlerinin yapılması, renk dengelerinin sağlanması, deneme baskılarının yapılmasını içeren baskıya hazırlık süreçlerini ve Demirören matbaasındaki baskı sürecini de yönetmiştir. 22 Şubat’ta Torun’un yeni mekânında açılan sergi ile izleyicileriyle/okuyucularıyla buluşan “6 Kasım 2016”, sonrasında internet ve iş birliği yapılan mekânlar aracılığı ile dağıtılmanın yanı sıra, öncelikle Ankara’da belirlenecek semtlerdeki gazete bayilerinde gönüllü bir ekip çalışması ile diğer gündelik gazetelerin arasına karışacak.

[2] Bağımsız Sanat İnisiyatiflerinin Sürdürülebilirliğine Yönelik Destek Fonu 2018-2019 kapsamında SAHA tarafından desteklenmekte olan Torun, “6 Kasım 2016”nın oluşum sürecinde gerek teknik desteği gerekse gazetenin biricik bir üretimden çıkıp yayılma fikrinde aktif rol oynuyor.

[3] Lippard, L. (1985). Artists books: A critical anthology and sourcebook. Utah: Gibbs Smith Publishers

[4] Duncombe, S. (1997). Notes from Underground: Zines and the Politics of Alternative Culture, Bloomington: Microcosm Publishing.