A.I.D. – Torun Röportaj

Bu röportaj 2018 Kasım ayında A.I.D Zine’da yayımlanmak üzere Ümit Üret tarafından yapıldı, soruları Cemil Batur Gökçeer yanıtladı. Torun’un blogunda yayınlanmak üzere 2019 yılında tekrar düzenlenip yüklendi. 

Torun, en az 3 yıldır bir AID Room yapmak için aklımızda olan, ancak kapanmasıyla sekteye uğrayıp tekrar açılmasıyla bir araya gelebildiğimiz insanların yaptığı bir mekan. Bu sayıda kendilerini daha iyi tanıyıp yaptıklarını anlamak için yer vermek istedik. Sorular hazırlanırken hem kişisel görüşme ve gözlemlerimize dayalı hem de başta Elif Ayşe Bursalı’nın ‘’Sanatçı İnisiyatifleri ve Sanatçılar Tarafından Yürütülen Mekânların İstanbul Güncel Sanat Alanındaki Rolü’’, Ali Akay’ın ‘’Sanat Tarihi: Sıradışı bir Disiplin’’, Levent Çalıkoğlu ‘’Çağdaş Sanat Konuşamaları-2 Çağdaş Sanatta Sivil Oluşumlar ve İnisiyatifler’’ kitaplarından faydalandık. 

ÜÜ:Torun gibi karşılaşma/ paylaşma mekanlarından daha fazlasına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Kültür/sanat olaylarına mekan sağlaması haricinde farklı sosyalliklerin de kurulduğu bir saha olarak günden güne kuşatmanın arttığı zamanlarda, her şeye rağmen ve her şeyle birlikte kuşatma şartlarına uyum sağlama yeteneğini gösterebilecek, taşın altına elini koyacak daha fazla mekana ihtiyaç yok mu? Yaptığımız şeyi yaparak canlılığımızı muhafaza etme talebi romantik mi duyuluyor? 

CBG: Yaptığımız şeyi yaparak canlılığımızı muhafaza edebilmemiz için bir mekana ihtiyacımız ne kadar öncelikli emin değilim. İnsanın kendi zihni de, 6 metrekare bir köşe de, gözle görünmeyecek denli uzakta sanki sonsuz bir egzersizdeki  eklemler de, kuşatmaya dayanıklı bir bünye geliştirmek için gerekli mekanı sağlıyorlar. AID de Torun da ortak bir ihtiyacın birkaç kişi için aciliyet teşkil edip eyleme dönüşmesinden ibaretler. AID ve Torun’a benzer sayabileceğimiz her oluşum da benzer aciliyetler sayesinde parıldadı. Bu esnada bir taş kalkıyor mu yerden, ya da taşın ağırlığını sırtlarında hissetmekten zevk alan insanlardan mı bahsediyoruz emin değilim. 

Birden fazla disiplinin yer alması Torun’un gelişimi ve bugününde ne gibi bir etki bıraktı? Geçişler, yol almalar, alt alta ve üst üstelikler, yanyanalıklar, çevrim ve çeviriler, katmanlaşmalar bir disiplinleraşırılık mı sağladı yoksa disiplinler arasındaki ‘’sıkışma’’ya mı denk geliyor? 

Torun gibi bir mekana ihtiyaç duyan insanların bir disiplinden değil bir çok farklı disiplinden ve hatta sanatsal pratik dışından gelmeleri, birleşilen sorunun disipline ya da sanata özgü bir sorun olmadığını gösteriyor. Günümüzde yaşanan fiziksel, ekonomik, psikolojik daralmanın mekanla ya da disiplinle kurulan ilişkiye sıçraması kaçınılmaz. Oysa disiplinlerası tamlaması bende tamlanmıyor. O bir oluşma hali. 

Eski yerinde Torun’da gelen projelerin hepsine açık mıydınız, ya da yenisinde açık mısınız? Bu seçme konusunun alelade bir tutum olmadığını, bir çok şeyi belirlediğini (hem mekan hem kendiniz de hakkında) göz önünde bulundurunca hassas bir konu olduğunu sanıyorum. 

Torun’un eski mekanındaki program açık çağrı ile şekillendi ve seçicilik esnasında sezgiye, tespit edilebilir verilerden daha çok değer verildi. Bu sezgi zaman içerisinde içerisine girilen durumlar, karşılaşmalara göre yeniden biçim aldı diyebilirim. Misal hali hazırda belirlenmiş bir program içerisinde ilerlerken birden çıkageldiniz, nerdeyse paralel bir düzlem yaratıyorsunuz bu mekanda gerçekleştirmek istediklerimize. Mekanın açıklığı onu aralamayı da istiyor demek istiyorum. Karşılığında hiçbir beklentisi olmayan herhangi bir kapıya göre bu kapı koca bir aralık. 

Eski yerinde Torun deneyinin yenisine katkısı ne olacak? Yeni mekanda kitabı bir sanat yapıtına yakınlaştığı doğrultudaki üretime odaklanma, sergi, sunum ve atölyelerden oluşan bu programa geçişe bir katkısı/ etkisi var mı? Böyle bir seçimi neden yaptınız, bu değişimin sebebi neydi? Elektronik yayınların, dergilerin basılı işlerin yerine geçtiği bu zamanlarda kitabı bir mecra ve bir uğraş olarak görmek epey değerliyse de çok spesifik ve kendine has bir yaklaşım değil mi? 

Eski Torun’da sanat ekseninde Torun’a özgü bir kültürün gelişmesine fırsat verecek uzun bir vakit geçirdik. Bu özgünlük orda bulunan, üretimlerini paylaşan birçok kişinin etkileşimiyle gerçekleşti. Torun’u var eden şeyin bu etkileşimler  olduğunu düşünürsek şu anda girişmiş olduğumuz yeni sürecin ana besinini yine bu tecrübe oluşturmakta, benzer bir atmosferde, bu mekanda yaşananlar ile gelişmekte. 

Günümüz ekonomik koşullarında bir mekana sahip olmak eskisine göre çok daha güç. Şu an bir mekanda sanatçı yayınına dair program gerçekleştiriyor olmamız tamamen bir tesadüf, Müjgan Bestekar’ın bizlere karşılıksız bir mekan sağlaması sayesinde. Bir mekan olmaksızın zaten yayının bir mekan sunduğunu düşünmeye başlayalı ise uzun bir zaman oluyor. Temel amacımız sanatçı yayınlarının daha fazla insana ulaşabilmesine, yani onda barınan en büyük potansiyelin açığa çıkabilmesine katkıda bulunmak. 

Güncel olmayan bir sanatı nasıl gerçekleştirebilirdik? Günceli yakalama ‘tribi’ yaptığımız işleri sekteye uğratmıyor mu? Sanat şu anın zamanı olarak okunabilir mi? Sanatın yaşamsal bir soru olduğunu iddia eden Georges Didi-Haberman’ın bu soruyu sanatta aramak gerektiğini savunusu sizin için ne anlam ifade ediyor? 

Sanat kendi kendineliğin çevrelediği bir iletişim meselesi. Onun yorumlanıp istiflendiği, sonra müfredatta çekiştirildiği halinden çok çok önce soluklanıp yaşayan ve o sayede yaşamsal bir güce sahip olabilen insani bir konu. İçine girmeden balkondan seyredilip ona yakıştırılan kategorilerin Torun gibi sanatçılar tarafından oluşan mekanlarda sönük kalacağını düşünüyorum. Zamanla ilişkisini sonsuz bir paradoks içerisinde yaşayan sanatın ve sanatçının karşısında güncellik tartışması dediğin gibi fazla tribal. Zamanın nerdeyse önemini yitirip ölülerle yaşayanların sesinin buluştuğu bir alanı sanatsal tecrübe olmasa deşemezdik ve içinden çıkılmaz bir korkuyla göğsümüzü nereye koyucaz şaşıp kalırdık. 

Direnişi, sanatla ve sanatta direnişi nasıl betimlerdiniz? Siyasi konular ya da güncel siyasete dair konulara yaklaşımınız nasıl oldu? Bir dışlama söz konusu muydu? Sanat ve siyaset ittifakında sanatçının konumunu göz ettiniz mi? 

Direnişin sanatla kurduğu ilişkiyi kavrayabilmek için bir açıklama bekleyen insanlar arasında yaşıyoruz. Naratif yönleri fazlasıyla baskın disiplinlerin gittikçe yükselişe geçtiği (sinema – kavramsal sanat – roman) duyumsaya yatkın disiplinlerin (şiir – müzik) ise kendi içine kapanmaya meylettiği bir dönem bu. 2011 senesinde Torun kurulduğunda sanattan kendini açıklama zorunluluğunu fırlatıp atmak ihtiyacı, açıklamaların egemen olduğu bir ikiyüzlülüğe karşı gayet insani bir tepki ya da sahici olanı duyumsanma yoluyla tekrar keşfedebilmeye doğru sezgisel bir hamleydi. Şimdi ise gezi ile beraber ortaya çıkan kenetlenmenin yarattığı bir alıklık var sanki ortada. Kendi sosyalliğini dünyanın merkezi haline getiren, başımızdan eksilmeyen ve gittikçe derinleşmekte olan bir ayrışmadan kendi rolünü silikleştiren bir oyalanma yaratıyor adeta. Bu duruma  karşılık ya da değil, kendi görüşlerimiz, tepkilerimiz üretimlerimizde gerçek anlamıyla bir biçim kazanacak. Torun çatısı altında, tesiri altında olduğumuz etkenlere karşı geliştirilen bir hassasiyetle bir program yürütmek ve böylesi bir sezgiyle kapıyı aralamaktan başka yapabilecek bir şey yok gibi geliyor. Bu az değil diyebilirsin ama kanımca gerçekleştirdiğimiz faaliyet yöntem ve teknik olarak yardımcı olabilir başkalarına, oysa gerçek direnci besleyen kurtçuklar yalnız başınayken ve içerden türüyorlar. 

Soruyu biraz uzatmak pahasına şu alıntıyı eklemeden geçmiyorum ‘’Ancak kendini bağımsız olarak niteleyen ister birkaç kişiden oluşan sanatçı mekanları ya da grupları isterse de büyük kurumlar, galeriler olsun, her türlü finansal destek, diğer kurumlarla işbirliği, sanat ağlarına dahil olma, izleyici gibi dış unsurlara bağımlıdırlar. Dolayısıyla bu oluşumların yönetimsel anlamda bağımsızlıkları değerlendirildiğinde ‟bağımsız‟ nitelemesi bağımsızlığı ‟arzulamak‟tan öteye geçmemekte, “kendi sanatsal ve küratöryel üretimini gerçekleştirerek kendini var eden sanat mekanları için karşılığı uygun düşmeyen bir özerklik sunmaktadır.’’ Bağımsız ve alternatif deyince neyden bağımsız ve neye alternatif diye merak ediyorum. 

Bağımsız ifadesini Torun’la birlikte yan yana anmaya kalktığımız ilk andan beri ortaya çıkan huzursuzluk ve peşi sıra gelen dışlama, yukarda bahsettiğin bariz denklemden kaynaklanıyor. Denkleme göre, insan yerçekimi, zaman ve atmosfere bağlı yaşıyor. Bir inisiyatifin başına bağımsız koymak, arzusu ya da özlemi tarafından göz bağı takmış birini anımsatıyor.